Los Lunes Al Sol. Takriben iki yüz kere izlemişimdir. Bir bu
kadar daha izlememek için hiçbir sebep göremiyorum, günlük koşuşturmalar
dışında. Direk alıntılarla anlatmak isterim.
Bu, dostum Sergei :
‘’ - Bi Rus hikayesi der ki:
İki partili yoldaş buluşurlar, biri diğerine der ki, " Bize komunizmle
ilgili söylenen her şey yalandı."
Diğeri de der ki, "Evet ama, daha da kötüsü kapitalizmle ilgili
dedikleri her şey doğru çıktı.’’
- Sen, orada ne yapıyordun?
- Gagarin Uzay okuluna gittim.
- Dalga geçme.
- Birçok astronot oradan eğitilir. Sovyetler Birliği’nin |
program-27'sinde çalıştım. Ben, uzayda şimdi, tam olarak... orada! Büyükk
yıldızla kucu mavi olanın arasinda. Fakat benim çalıştığım program durduruldu.
Sovyetler Birliği "kaput". Simdi buradayım. Hayat bu.’’
Bu da sevgili Amador ve peşi sıra Sergei’nin bahsini açan
Lino :
‘’ - Sorun tanrıya inanıp inanmadığımız değil. Sorun
tanrının bize inanıp inanmadığı. Çünkü eğer inanmıyorsa, boku yedik. Bilmem ne
demek istediğimi anlatabiliyor muyum?
Sanırım inanmiyor. En azından bana inanmadığı kesin. Ne de sana,
Santa. Jose'ye... Ona birazcık olsun
inanıyor olabilir. Bilmiyorum...
- Fakat biz sana inanıyoruz, önemli olan da bu.
- Evet, iyi de sen tanrı değilsin ki.
- Sergei, Tanrı var mı yok mu? Orada yukarılardayken, gördün
mü onu? Sergei bir astronot.
- Gagarin uzaydan ilk geldiginde, bir gazeteci ona aynı
soruyu sorar, tanrının olup olmadığını. Gagarin ona der ki, "Evet, tanrı
yoldaşı gördüm uzayda ve benden, size kendisinin aslinda olmadığını söylememi
istedi."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder